28 Aralık 2011 Çarşamba

Uçamayan Hollandalı



Adamı, bu beyefendiyi sizlere anlatmak tabi ki harcım değil benim. Fakat geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla otururken bahsi açıldı reisin. Biliyorsunuz lakabı "uçamayan hollandalı". Bizim arkadaş bu lakabın neden takıldığını bilmiyormuş. Hatta ben anlatana kadar "kafa toplarında çok etkili olamadığı için herhıld" diye düşünüyormuş. Evet, tahmin ettiğiniz gibi kendisiyle görüşmeyi bıraktım. Ama olur ya hani, varsa bu insan evladından başka lakabını nereden aldığını Bergkamp abinin öğrenin istedim.

Neden Uçamayan Hollandalı? Efendim abimiz tıpkı Fidel Castro gibi aerofobi, yani "uçak korkusundan" mustarip. 1994 yılında Amerika'da düzenlenen Dünya Kupasına giderken başlıyor bu korkusu. Bunun hakkında iki söylenti var; ilki bir gazetecinin "uçakta bomba var" demesi, ikincisi ise havadayken uçağın bir motorunun arıza yapmış olması. Daha sonra bu olay onu Amerika'dan dönüşte daha da büyük bir kabusun içerisine sürüklüyor. Internazionale forması giyerken maçlara uçakla gittiğini, bu durumun kafasında sürekli bir problem olarak kaldığını ve maçlara konsantre olamadığını söylemiş bir röportajında. Maç içerisinde oyundan çok, geri dönüş yolculuğunu düşündüğünü anlatmış.

Avrupa'da oynanacak maçlardan 1-2 gün önce babası ile arabaya atlar ve maçın oynanacağı şehre gidermiş. Tren yolculuklarına da karşı çıksa da, genelde deplasman maçları için demiryolunu kullanmak zorunda kalıyormuş. Kariyeri boyunca çok fazla maç kaçırmış olmasına rağmen, uçak yerine araba kullanmanın oyununu geliştirdiğini düşünüyormuş. Maçı diğer oyunculardan daha fazla düşünme şansı yakalıyormuş bu yolculuklarda.

1949 yılında Torino, 1958 yılında ise Manchester United takımlarının geçirdiği trajik kazalar belki onun bu korkusunu körüklemiştir elbette.

Neyse işte, bu durumu yüzünden kendisine takılan tek lakap "uçmayan" yada "uçamayan" Hollandalı değil. Pek bilinmese de paparazziler kendisine "arabayla giden Bergkamp" diyormuş.

21 Aralık 2011 Çarşamba

Sanırım, evet.


















Hans Jochem Bakker



Alman ressam bir abimiz bu Hans Jochem Bakker. Kendisi 1948 doğumlu. Genellikle yaptığı kadın resimleriyle tanınıyor. Çalışmalarından bazıları şöyle;









Devamı ve daha fazlası için; http://www.hansjochem.com/

11 Aralık 2011 Pazar

Yine Bir "Şike" Yazısı



Şu gördüğünüz resim, savcı Mehmet Berk beyin eline geçse, sanırım şike delili olarak işlem görebilir. Çünkü baktığımız her resimde yada video kaydında, aşağı yukarı aynı şeyleri görüyoruz. Siyah bir poşet, bir menajer ve bir futbolcu. Çantanın içinde ne olduğu ise sayın savcımızın tahminlerinden ibaret. Kendisi bir kere bile suç üstü yapıp çantanın içerisinde bulunanlara bakma gereği görmemiş.

Yapmadık mı şike? Belki yaptık bilmiyorum, ama bunlar değil bence delilleri. Ben bir gümrük muayene memurunun oğluyum, az çok bilirim bu kaçak mal ihbarı geldiğinde neler olduğunu. Şimdi bir tır dolusu eroin geliyor diyelim, bundan polisin haberi var. Yapılacak şey tırı yakalamak, tutanak tutmak. Sonrasında tır kimin, hangi firma adına çalışıyor, tırcı kimlerle konuşmuş falan filan şeklinde işlemler olur. Tırcı malı teslim ettikten sonra, mal sokağa dağıldıktan, malı satanlar parasını kazandıktan sonra olmaz. Çünkü illegal bir durum ve bundan insanlar zarar görüyor. Suç varsa ve delilleri varsa, o an suç üstü yaparsın ve madur olabilecek insanları korumuş olursun. Yani o eroinin çoluk çocuğun eline geçmeden önce.

Benim en çok kafamı kurcalayan olay bu zaten bu soruşturmada. Bir kere bile olsun, yahu bir kere bile olsun paranın el değiştirirken suç üstü yapılmaz mı? Hani o siyah renkli, sarı çizgili poşet var ortalıkta dolaşan, yahu takipteki bir polis bir kere bakmaz mı içinde ne var? Hadi o tamam, peki bu paranın Fenerbahçe'li bir yönetici tarafından aracıya, aracı tarafından da şike yapacak oyuncuya giderken görüntüsü var mı? Hep gördüğümüz görüntü şu, biri bir ofise gidiyor, sonra eli boş çıkıyor. Yer Kadıköy McDonalds'ın üstü bu arada. Sonra o adamlar biraz aşağıda, Kadıköy'ü bilenler için söylüyorum, bahariyenin başındaki otobüs duraklarının oradan bir arabaya biniyor. Sonra bu adamlar nereye gidiyor, nerede duruyor veya bu poşeti nereden alıp, kime nasıl götürüyor, bunların görüntüleri yok. Sanki bir montaj harikası yaratmaya çalışıyor birileri. Bak mesela ilk bu tutuklamalar olduğu gün yapılan video görüntülerine. Olgun Peker'in evinden silah çıkıyor, arından evinden alınan bir Aziz Yıldırım görüntüsü.

Sanki birileri bu görüntüyü hafızamıza işlemeye çalışıyor. Sonra medyanın yaptığı nedir? Hemen suçlu bulması ve ona göre yayın yapması. Mesela daha dava görülmeden adamlar "şike parası poşetle taşındı" diye haber yapıyor. Sevgili RTÜK ne yapıyorsun sen babacım demiyor bu adamlara. Ulan o poşetin içinde para yoksa, ne bok yiyeceksin?

İbrahim Akın'ın avukatı diyor ki, "savcı müvekkilimi tehdit ederek o ifadeyi aldı" diyor. Eski avukatı da bu olaya şahit gösteriyor. Sonra başka birisi ifade verirken savcı "bak gizli tanık böyle böyle dedi, itiraf et" dedi diyor. Hangisi doğru bilemem elbette, ama aynı savcının baktığı Ergenekon davasında olanları az çok biliyorsunuz işte. Sanki aynı şeyler yapılmak isteniyor.

Bokun üzerine konan sineğin, gelip ekmeğinize konması durumu işte. Mide bulandırıyor adli süreç. İnanın varsa bir suçumuz çekmeye razıyım, ama şu adli süreç beni hakikaten üzüyor. Hatta küme düşürülme durumundan bile daha çok üzüyor. Birisi çıkıp diyor ki içeriden, "o harcamaların kayıtları var" diğeri diyor ki dışarıdan "o para şike parasıydı".

Hakikaten yoruldum artık ben bu süreçten. Sevgililer gününde mahkeme yapılacak falan, Allah'tan o süreçte askerde olacağım. Yoksa insana kafa hoplatır. Futbolcuların durumu zaten farklı. Onlar oynadıkları maça nasıl konsantre oluyor, o bile başlı başına bir dyazı konusu.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Dikkat Bozukluğu!



Aklınıza gelebilecek bütün düşünürleri, bilim insanlarını, hatta sanatçıları ve efsane futbolcuları bir odaya toplayalım. Sonra kadrosunda Serdar Kesimal ve Orhan Şam bulunmasına rağmen gidip Bilica'yı oynatmanın mantığını soralım onlara. Hiçbiri çözemeyeceği için büyük ihtimalle 3. Dünya Savaşını başlatacak bir tartışma çıkarırız. O kadar mantıksız bir seçimdi Aykut Kocaman'ın yaptığı.

Bu adam neden bu kulüpte, neden halen bizim ekmeğimizden yiyor onu anlamak için bile Ağrı dağının tepesinde 20 yıl boyunca yemeden, içmeden düşünmek lazım. Hem yabancı kontenjanını boşuna dolduruyor, hemde en kritik maçlarda o kadar saçma şeyler yapıyor ki. Hayır Serdar madem kadroya girecek kadar sağlıklı, neden bu maç riske edilmez?

Kaldı ki bugün o hataları Serdar yapsa, hangimiz üzülürdük?

Şimdi bu insanı oynatmak için, geçen haftanın kahramanı Stoch'u bile ilk 11'den çıkarmayı göze aldın diyelim. Peki Bienvenu'nun neden sağ açık oynadığını bana açıklayacak bir insan var mı? Neden Fenerbahçe'nin Galatasaray karşısına bu kadar çekingen çıkmasının mantığını? Sadece bir Bilica tercihi sana geri dönülmez hatalar yaptırdı Aykut Kocaman. Bunu dikkat bozukluğuna yoruyorum ben.

Ya Orhan'ı oynatsan, sağ açıkta Dia veya Stoch için boşluk yaratacaksın. Selçuk yerine Semih ile başlasan, bu kadar öne çıkamayacak Galatasaray. Futbolun en basit olayı değil midir bu? Hücum yapamayan adama karşı bütün riskleri almak? O kadroda Semih ve Stoch olsa, ilk yarım saat öyle bir baskı yapabilecek miydi Galatasaray sana? Evet Aykut hoca, bu yenilginin tek sorumlusu sensin. Bilica'nın o hataları yapacağını bile bile oynattın o adamı.

Sakinleşmeye çalışıyorum ama yok arkadaş. Şimdi ilk yarı böyle bitti ya, devre arasında Orhan - Bilica, Stoch - Selçuk değişikliği yapar, durumu toplar diyordum kendi kendime. Kimler çıktı oyundan? 45 dakika boyunca ayakta kalmayı başarabilen tek futbolcumuz Emre. Yerine Semih girdi. Orta sahada Melo - Emre - Selçuk üçlüsünün karşısına Selçuk ve Christian ile kaldık. Şu bile bir antrenörün kovulma sebebi bence. FM'de bile yapsan şu hatayı, direk kovulursun, o kadar diyorum. Neyse bu değişikliklerden sonra Caner sağ açığa, Stoch sola, Semih ileriye geçti. Haliyle biraz kıpırdandı takım ama, Christian ve Selçuk ne oyun kurabildi, ne ileride takıma destek verdi. Her insanın tahmin edeceği gibi en fazla 10 dakika sürdü bu gaz. Ondan sonra takım orta sahadan hava kaçırmaya başladı. Şimdi eline yüzüne bulaştırdığın bu rezaleti nasıl düzeltebilirsin? Ziegler'in yerine Dia'yı alır, Caner'i sol beke kaydırır en azından kanat hücumları denersin. Aykut Kocaman ne yaptı? Caner'i çıkardı, ve Özer'i aldı oyuna. Sonuç? Sadece 1 kere top geldi adamın ayağına.

Şimdi bundan çıkartılacak bir derste yok ki, onu çıkartalım. Baştan aşağı Aykut Kocaman'ın yanlış kadro ve taktik seçimleri yüzünden kaybedilmiş bir maç. Ha dersen ki Bilica'nın oynamayacağı falan derslerini çıkarırsın, biz onlara çalışalı çok oldu güzelim diye cevaplarım.

2 gol yedi bugün takım, sadece Bilica yüzünden. Şimdi onu oynattığın için sen suçlu değil misin? Basın toplantısında Bilica'yı mı eleştireceksin? Peki Emre'yi çıkarmanın mantığını nasıl açıklayacaksın? Yıllardır yanındaki adama pas atamayan Selçuk'u, Galatasaray maçlarında gol attığı için tutmadın mı oyunda? Senin umudun olan Selçuk golü için, ben olmasın diye dua ediyordum. Çünkü adamın attığı her gol 1 senelik mukavele olarak geri dönüyor. Kaybetmemizden alınacak tek önemli olay, Selçuk'un gol atmamış olması.

Son olarak, bu Dia ve Stoch ile alıp veremediğin nedir bilmiyorum Aykut hoca ama, bir an önce çözmezsen birileri sana artık dur diyecektir. Benden sana söylemesi.