12 Aralık 2014 Cuma

Gecikmiş Bir Yazı :)


Sene 1972...

Bir muhasebe ve ihracat direktörü, bağlı olduğu firma hayali ihracat (ki o dönem inanılmaz meşhurdur. Hayali ihracat kaçakçılığını bırakın, hayali altın kaçakçılığının yapıldığı dönemlerdir) yaptığı gerekçesi ile denetlemeye alınır alınmaz, yurtdışına kaçar. Belçika'da ortaya çıkar. Artık hayali ihracattan kazandığı mı yoksa başka finansörler tarafından mı finanse edildiği bilinmeyen bir elektrik firması ile yükselişe geçer. Tuhaftır, bu firmanın ortakları Hümeyni rejiminden kaçan, "Beyaz Devrim" sırasında petrol zengini olmuş kişilerdi. Nerede, nasıl tanıştıklarını kimse bilmiyor tabi ki.

Çok geçmeden, inanılmaz büyük işler almaya başladı bu arkadaş. 10 yıl gibi kısa bir sürede, petrol alım-satım işlerinden, enerji santralleri kurabilecek seviyelere geldi. 1999 yılında bu zat ı muhterem, Türkiye'ye tarihinin en pahalı elektriğini sattı. Üstelik dönemin cumhurbaşkanı tarafından, madalya bile kazandı bu sayede. Gel zaman, git zaman, bu arkadaşı finanse edenler, Türkiye'nin en kuvvetli adamları olmaya başladı. O zaman, Antalya gibi pek çok yerde, nasıl olduğu bilinmeksizin oteller dikmeye başladı. Gitgide kuvvetlenmeye, Türkiye'de de kök salmaya başladı. Emlak şirketi kurdu ve, Türkiye'nin en değerli arsalarından (1.175 dönüm) birinden, -ki bu isimler daha sonra bir spor kulübünün başkanı olduğu dönemde yanında, yönetici olarak yer aldı- 300 dönüm satın aldı. İşte bu, operasyonun startı oldu.

Operasyonun devamı ise, birgün camianın bu zat-ı muhteremden borç almak zorunda kalması ile devam etti. Fırsat eline geçmişti. Verdi lazım olan parayı, hatta geri alırken, faiz istedi. Kulüp daha da borçlandı. Artık ulaşmak istediği noktaya, bir adım kalmıştı...

Çok uzun sürmedi. 2011 senesinde, kulübe verdiği borca rağmen, başkan(!) seçildi. Hatta kulüp için bütün olumsuz referanslarına rağmen, muhalefet bile olmadan seçildi. Çöküş burada başladı.

Kimsenin günahını almayalım, yazdıklarımız gerçek değil, tamamen hayal ürünüdür. Yasal sorumluluk kabul etmem bu saatten sonra :)

2011 senesi Nisan ayı. Galatasaray lige havlu atmış, Fenerbahçe ve Trabzonspor şampiyonluk yarışı içerisinde. Fenerbahçe ligi şampiyon olarak bitirirken, Trabzon ikinci sırada kalıyor. Fenerbahçe şampiyonluğunu kutluyor, bir sonraki senenin planlarını yapmaya başlıyor. Aradan 2 hafta geçiyor, spor camiası bir deprem ile uyanıyor. ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELERİN, ÖZEL YETKİLİ SAVCISI bir operasyon patlatıyor (!). Yine...

Gözaltılar, medyaya asılsız haber sızdırmalar, yandaş basın tarafından uydurma haberler başlıyor ivedi bir şekilde. Ne mi bu başlıklar? Hemen hatırlatalım...

Emenike'nin para sayarken görüntüleri var. - Yokmuş...
Son 16 maçın sonucunu biliyorduk. - Bilmiyorlarmış...
Fenebahçe'li masör Ankaragücü'ne para götürdü. - Adam sadece Ankara'ya gitmiş...

Daha niceleri. Ve baş aktörü kimdi bu haberlerin? Mehmet Baransu...

Neyse, geçelim bunları. Daha sonra Fenerbahçe taraftarları yürüyüş düzenledi Bağdat Caddesinde. Tarihte ilk defa, bir spor kulübünün yürüyüşünde, polis biber gazı kullandı. Evet, toplumsal bir olay yoktu ortada. İki taraftar grubu birbirine girmiyordu. Sadece taraftarlar, kol kola girmiş yürüyordu.

Bu tepki geri adım attırdı birilerine(!). Bir parkın korkusunun ilk tohumuydu bu. Fakat, bunun devam etmesini isteyen birileri daha vardı. Hemen talimat ile, acil bir manevra geldi. Manevranın adı; "BU ATEŞ ÜFLEYEREK SÖNMEZ" oldu.

Gel zaman git zaman, olay UEFA'ya gitti. UEFA ilk önce, "mahkeme kararı gelmeden, ceza veremeyiz" oldu. Hooop bir yazı ulaştı UEFA'ya. "Biz inceledik, suçlular, ceza verin" dedi birileri. Kim o birileri? 3 Temmuz'un hemen akabinde, 6 temmuz günü yönetime giren bir bey amca. "Evet" dedi, "ben biliyorum, suçlular". UEFA kabul etti.

Ertesi sene, bazı şeyler değişti. Fenerbahçe kadrosunun büyük bir bölümünü dağıttı. Buna rağmen, büyük paralar harcayan ezeli rakibi ile şampiyonluk maçına çıkacak kadar bilenmişti. Şampiyonluk gelmedi, birileri, bundan sonra dağılır bu takım dedi. Dağılmadı. Gerisi zaten malumunuz. Birileri ile ters düşünce bu örgüt, bütün iplikleri tek tek pazara çıktı. Bütün kurmaca davalar, bütün o senaryo mahkemeler.

Allah'ın izni ile bu komplodan başı dik bir şekilde sıyrılacak Fenerbahçe yeniden yargılanma sonrası.

Peki bu örgüt ile birileri ters düşünce ne oldu?

Tekerine çomak sokulanlar tek tek görevlerini bırakmak zorunda kaldı. Önce devlet kurumlarından tasfiyeler oldu. Ardından, birileri istifa etti ve kayboldu :)

169 milyon dolar... Teknik direktör paraları, maaşlar haricinde ödenen miktar bu. Nereye mi? Transfere. Teknik direktörlere ödenen paralar ve maaşlar ile, 210 milyon dolar para harcadı bu adam. Bu sırada kazanılan paralar nerede kimse bilmiyor. Neden mi?

Galatasaray, 2012 senesinde Vestel'den sonra Belçika'lıların olan, daha sonra Rus sberbank'a satılan Denizbank'a tam 220 milyon dolar borçlu durumda. Peki, Sberbank ve Dexia'nın ortak yönleri nedir?

İki bankada, enerji üretim tesisleri yapan firmalara verdiği krediler ile tanınıyor. Yani, iki bankanın kredi verdiği önemli iş adamlarından birisi de Ünal Aysal. Hatta enteresan bir tesadüf olarak kayıtlara geçsin, 2012 senesinde, Denizbank Dexia'dan, Sberbank'a geçmeden önce, Ünal bey tam 122 milyon dolar transfer harcaması yapıyor. Akabinde, Ekim ayında Belçika kralı tarafından Leopold II Yüksek takdir nişanı alıyor. Enteresan sadece.

Daha sonra, ipotekler devam ediyor. Galatasaray bu süre içerisinde para basıyor, tabi ezeli rakibi şampiyonlar ligine katılamıyor, o paralar hep Galatasaray kulübüne akıyor, ama ortada bir sorun var. VERGİ!

Şunu diyebilirsiniz, Galatasaray vergilerini ödediği için borçlanmış olabilir. Hayır.. Galatasaray vergilerinden dolayı borçlanmıyor. Galatasaray'ın kazandığı paraların nereye gittiği bilgisi yok maalesef. Ama Galatasaray uzun bir süredir vergi ödemiyor. En son 40 milyon tl daha ceza yedi Galatasaray bu sebeple. Peki bu borçlar neden şimdiye kadar açıklanmadı? Sizce? :)

Kabataslak, Yarsuvat'ın da deyimiyle, alacak- verecek farkı sonrası, Galatasaray 450 milyon dolar gibi bir para borçlu durumda. Bunun neredeyse 270-280 milyon doları, banka kredileri.

Bu böyle uzayıp gidiyordu. Daha da devam edecekti aslında. Ama bir son buldu. Hemde ani bir şekilde. Ne oldu? Bugüne kadar Galatasaray'ın bu borçlarını TFF ve UEFA iyi biliyordu. Fakat, çilekçi bu durumu kontrol altında tutabiliyordu. Ticari ilişkileri bulunan DEXIA'nın genel müdürü, 14 mayıs tarihinde vefat eden Jean-Luc amca, aynı zamanda UEFA Mali Fairplay kurulu başkanıydı. Yani görmezden geliniyordu.

Fakat kendisi rahmetli oldu. Bilin bakalım bunun ardından kimin istifa sinyalleri gelmeye başladı? Kim görevi bırakıp gitti :)

Şimdi, Galatasaray'ın içi, çekilen krediler ile boşaltıldı. En değerli varlıklarına el konulmak üzere. Stat için yapılacak ödemeler yapılmadı, uzun bir süre ipotek altında çoğu geliri. Peki bütün bunlar neden oldu?

17 Aralık gününü hatırlayın. İşte o günden sonra, bütün taşlar oynamaya başladı yerinden.

Bütün düzen suya düştü. Fenerbahçe'yi suçlayan bu örgüt, yıllarını çalmaya çalışan bu örgüt suyun dibini boyladı. Artık tüm suçsuzlar tek tek özgür kalıyor. Terörist diye yargılanan paşalar serbest kaldı. Gazeteciler tek tek çıkıyor. Suçsuz olanların suçsuzluğu ispat ediliyor.

Geriye bu insanların açtığı son bir dava kaldı ve onun tekrar görülmesine ise son 1 ay. Allah'ın izni ile aklanacak Fenerbahçe ve adalet yerini bulacak. Sonrası mı?

Asırlık çınarı devirmeye çalışanların sonu olacak. Elbette Fenerbahçe'nin o dönem yanında olmayan (bazı nedenler yüzünden) diğer asırlık çınarlar, Fenerbahçe'nin yanında olacaklar o gün. Peki tarih Ünal Aysal'ı unutacak mı? Ya o Trabzon başkanı Sadri Şener'i?

Bir Fenerbahçe'li olarak şunu söyleyebilirim ki; Galatasaray bizim ezeli rakibimiz olduğu kadar, ebedi dostumuzdur da. Bir kuklanın elinde oynatılmış olsa bile bu koca kulüp, bağlar tekrar onarılacaktır. İstanbul United dayanışmasında olduğu gibi, yine omuz omuza geleceğiz bu işin sonunda.

Tek bir ricamız var bizim sizden. Suçlu olanları, sizden olsa bile unutmayın.